Pages

Cilt Sorunları İçin Alman Papatyası 5

Cilt Sorunları İçin Alman Papatyası 5

irritabl barsak sendromu, Crohn hastalığı, peptik ülser tedavisi Papatya Çiçeği anti-inflamatuar, antiseptik, spazm çözücü, gaz giderici, terletici, yorgunluk ve ağrı giderici  anti-alerjik astım ve saman nezlesi tedavisi Akne tedavisi, cilt sorunları, saç bakımı, Güneş yanıkları
Cilt Sorunları için Alman papatyası dünyada bilinen bir bitkisel çözümdür ve sıkça kullanılır. Cilt sorunları yanında özellikle sindirim bozukluklarını tedavi etmek için mükemmel bir şifalı bitkidir.

Alman papatyası gerginlik, sinirlilik ve cilt problemlerini tedavi etmek için harici olarak kullanılır. Papatya Çiçeği anti-inflamatuar, antiseptik, spazm çözücü, gaz giderici, terletici, yorgunluk ve ağrı giderici olarak kullanılır. Küçük çocuklar için yatıştırıcıdır.

Ayrıca, irritabl barsak sendromu, Crohn hastalığı, peptik ülser tedavisinde kullanılır. Büyük dozlarda alınırsa kusturucu etki yapar. Çiçekler aynı zamanda yaraları tedavi etmek için harici olarak kullanılır, güneş yanığı, yanık, hemoroit, mastitis ve bacak ülserleri için iyeliştirici etkileri vardır.

Çiçekler proazulenes dahil olmak üzere çeşitli uçucu yağlar içerir. Bu proazulenes uçucu yağının Kamazulen içerdiği bilinir, Kamazulen anti-alerjik astım ve saman nezlesi tedavisinde son derece yararlıdır, bu uçucu yağ buhar damıtma yöntemiyle elde edilir. Çiçekler, bir anti-alerjik madde olarak kozmetik sanayinde kullanılır.

Alman Sağlık Komisyonu, hazırladığı bitkisel ilaç kılavuzunda, ateş ve soğuk algınlığı, deri iltihapları, ağız ve yutak, enfeksiyona eğilim, iltihabı hastalıklar, öksürük ve bronşit tedavisinde Alman papatyasının etkili olduğunu belirterek kullanılması için onay vermiştir.

Alman papatyasının Diğer Kullanım Alanları
Boya, Essential, Saç Bakımı, Sinek Kovucu.
Çiçekleri saçlar için, bir saç şampuanı olarak kullanılmaktadır Ayrıca tonik olarak cilt sorunları için kullanılır. Alman Papatyası böcek kovucu. papatya yağı parfümeride kullanılır. Altın renkli boyalar Papatyanın Sarı çiçeklerinden elde edilir.

Papatya Yağı Hazırlanışı: Kurutulmuş papatya, cam kavanoza konulur ve üzerine zeytinyağı eklenir, kavanozun ağzı hava almayacak şekilde kapatılır. Bir ay boyunca güneş gören bir yerde bekletilir. Tülbent yardımıyla bu karışım süzülür.
Elde edilen bu papatya yağı; Akne tedavisi, cilt sorunları, saç bakımı, Güneş yanıkları, yanıklar, Bademcik ve diş iltihaplarında gargara yapılarak (Bir bardak suya 10 Damla papatya yağı) kullanılır.

Papatya Çayı Tonik hazırlanışı
Bir miktar papatya cam kavanoz içerisine konulur ve üzerine kaynar su dökülür ve soğumaya bırakılır ve süzülür, elde edilen bu sıvı sabah ve akşam sorunlu cilt üzerine sürülür, gözdeki kızarıklıklar, şişlikler için kompress yapılır. Ayrıca bu sıvı saç ce cilt bakımı için banyo sırasında durulama suyuna bir miktar karıştırılarak saç ve beden yıkanır.

Papatya Çayı Hazırlanışı:
Bir fincan içerisine 3 adet papatya kurusu konur ve üzerine sıcak su dökülür 5 dakika demlenen papatya süt karıştırılarak içilir, bu papatya çayı, mide ağrısı bağırsak gazları, ülserve sakinleştirici olarak kullanılır. Aşırıya kaçmamalıdır.

Etiketler:

Hafıza Kaybı, Unutkanlık Tedavisinde Japon Eriği 4

Hafıza Kaybı, Unutkanlık Tedavisinde Japon Eriği 4

 Gingko biloba  dolaşım bozuklukları tedavi  bellek güçlendirmek geleneksel tıp   demans Alzheimer hastalığı  yaşlılık belirtileri  zayıf kan dolaşımı güçsüzlük
japon Eriği( Gingko biloba ) dolaşım bozukluklarını tedavi etmek ve belleği güçlendirmek için geleneksel tıpta kullanılır. Tüm çalışmalar, Japon Eriğinin demans (Alzheimer hastalığı) ve yaşlılık belirtilerinden olan bacaklarda zayıf kan dolaşımının yol açtığı güçsüzlük, titreme ve aksama tedavisinde etkili olabilir.

japon Eriğinin yaşlılarda bellek artırıcı etkileri çok umut vericidir. Labaratuar çalışmalarında, japon eriğinin kan damarlarını genişletici kan trombosit yapışkanlığını azaltarak kan dolaşımını arttırdığı da tespit edilmiştir.

Japon Eriği (ginkgo) aspirin dahil, bazı kan inceltici ilaçların etkilerini artırabilir. Kan inceltici ilaçlar kullanan kişilerde Japon Eriği (ginkgo) kullanmadan önce doktorunuza sormalısınız. Ayrıca Sara nöbeti ve doğurganlık sorunları olan insanların da kullanmadan önce olumsuz yan etkilerinin neler olabileceği konusunda doktora danışmaları önerilir.

Etiketler:

Soğuk Algınlığı ve Alerji için Koni Çiçeği 2

Soğuk Algınlığı ve Alerji için Koni Çiçeği 2

Soğuk algınlığı, grip, Romatizmal artrit, allerji, koni çiçeği, bakteri, mikrop ve virüsler, Üst solunum yolları enfeksiyonları, sinüzit tedavi, şifalı bitkiler alternatif tedavi
Koni Çiçeği, Dünyanın en önemli şifalı bitkilerinden olup kuru toprak ve ovalarla seyrek ormanlık alanlarda doğal olarak yetişen çok yıllık bir bitkidir. Soğuk algınlığı, grip, enfeksiyon, zayıf bağışıklık sistemi ve kanserden korunma gibi alternatif tedavi yöntemlerinde etkili bir şifalı bitkidir.

Yapılan araştırmalarda koni çiçeği bakteri, mikrop ve virüslere karşı oldukça etkili maddeler bulundu. Bu maddelerin başlıcaları, echinacoside, poli sakkaritler, poli asetilenler, gliko proteinler, kafeik asit türevleri, tri glikosid, betain, seskiterenler, karyofilen türevleridir..

Koni çiçeği içeriğinde,  bakır ve demir minarelleri, tanenler, protein, yağ asitleri ve A, C, E vitaminleri içermektedir.

YARARLARI:
Soğuk algınlığı ve gripin önlenmesinde büyük bir yardımcıdır. Soğuk algınlığının ilk belirtileri görüldüğünde alınması etkisini daha da güçlendirir.
Üst solunum yolları enfeksiyonları ve sinüzit için tedevi edici bir faktör olarak dikkate alınabilir.

Tüm bulaşıcı hastalıklarda fayda sağlar.

Romatizmal artrit ve allerji gibi bağışıklık sistemi düzensizliklerinde etkilidir.

HAZIRLANIŞI:
1 litre sıcak suyun içerisine 4 tatlı kaşığı kuru koni çiçeği ekleyin. 5 dakika demlemeye bırakın ve süzün .
Koni çiçeği çayı 1 gün içinde 3 fincandan fazla tüketilmemesi tavsiye edilir. Az görülmekle birlikte Koni Çiçeği bazı insanlarda alerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Papatya ve diğer çiçeklere alerjisi bulunanlar ekinezya kullanmadan önce doktor tavsiyesine başvurmalıdır.

Etiketler:

Yaşlanma Belirtilerini Moringa ile Önleyin 1

Yaşlanma Belirtilerini Moringa ile Önleyin 1

cilt bakımı, antioksidan, cilt güzelliği, yaşlanma belirtileri, ciltteki cizgiler, şifalı bitki, göz bakımı
Moringa bitkisi, içerdiği yğksek oranda ki Antioksidanlar ile cilt ve yüz kırışıklıkların, göz çevresi ve yüzdeki ince çizgilerin görünümünü azaltır. Ayrıca, artrit, kanser, kalp ve böbrek hastalıkları gibi çeşitli kronik hastalıkların başlamasını önler.

Filipin dilinde "Malunggay", İngilizce "Moringa" bilimsel litaratürde "Moringa oleifera" olarak adlandırılır. Moringa, dünyanın en faydalı bitkilerden biridir.

Moringa bitkisin, kullanımını bilen bir çok kişi tarafından "mucize sebze" olarak adlandırılır. Bu bitki tropik tüm ülkelerde üretilir ve yıl boyunca mevcuttur. Gıda ve Beslenme Araştırma Enstitüsü - Bilim ve Teknoloji Bölümü moringayı ajansın resmi logosu olarak kullanmaktadır..

Pişmiş Moringa yaprakların yüz gramı; 3.1 g. Protein, 0.6 g. lif, 10 mg thiamin, 0,14 mg riboflavin, 1,1 mg niasin ve 53 mg askorbik asit ve yüksek oranda C vitamini, 0.07 96 mg kalsiyum, 29 mg fosfor, 1.7 mg demir, 2820 mg karoten, 45mg tokoferol (vitamin E)ile mükemmel bir vitamin A ve B kaynağıdır.

Gıda ve Tarım Örgütü referans bilgilerine göre Moringa, harika bir protein kaynağıdır, çok düşük yağ ve karbonhidrat içerir. Yaprakları insanlarda doğal mineral eksikliğini gidermektedir. Moringa, metionin ve sistin kükürt içeren bir amino asit kaynağı olarak benzersizdir. Çok etkili antioksidanlar içermesi ve içeriğindeki yüksek A, C ve D vitaminlerine bağlı olarak, moringa yaşlanmaya yol açan hasar moleküllere tepki verebilir. Antioksidanlar "ciltteki kırışıklıklar" ve "yüzdeki  ince çizgilerin" görünümünü azaltır. Ayrıca, artrit, kanser, kalp ve böbrek hastalıkları gibi çeşitli kronik hastalıkların başlamasını önler.

Moringa sadece bir yiyecek değildir, çünkü Moringa "mucize sebze" olarak adlandırıldığı için, aynı zamanda bir ilaçtır. Bu nedenle moringa "fonksiyonel gıda" olarak kullanılabilir.

Moringa, göz rahatsızlıkları ve iyi görme, sindirim sistemi ve bağırsak hareketini kolaylaştırma ve mide ağrısı için alternatif tedavi olarak kullanılır. Ayrıca yara ve ülserleri temizlemek için de kullanılır. "Astım, kulak ağrısı ve baş ağrılarını" hafifletmeye yardımcı olur. Yüksek kalsiyum içerdiği için, emziren annelerin daha fazla süt üretmek için Moringa yaprakları yemesi tavsiye edilir.

Moringa, genellikle, tavuk, et, balık, diğer sebzeler ile pişirilir, En yaygın biçimde, Eşit oranda Mango ve Moringanın birlikte pişirildiği Mongo çorbasıdır.

Hemen hemen tüm aktarlarda bulunan moringa, alternatif tedavi alanında kullanılan mucizevi bir şifalı bitkidir.

Etiketler:

Sivilce İzlerine Etkin Çözüm

Sivilce İzlerine Etkin Çözüm



Sivilceler cildimizin en kötü kabusudur. Bu kötü kabustan kurtulmak için birçok yönteme başvururuz ve nihayetinde de kurtuluruz. Ancak sivilcelerden kurtulmak bizim için yeterli sonuç olmuyor; çünkü sivilceler gitse bile yerlerinde iğrenç görünümlü izleri kalır :( Artık buna da üzülmüyoruz hanımlar yılmak yok Suna Dumankaya bizlere doğru yolu gösteriyor ve güzellik için sivilce izlerine bu maskeyle dur diyor:

Sivilce İzlerinden Kurtulmak için Maske
Malzemeler: 1 adet yumurta akı, 1 çay kaşığı limon suyu, 1 çay kaşığı süzme bal, 2 yemek kaşığı pastane mayası.
Hazırlanışı: Bir kap içerisinde 1 adet yumurta akına, 1 çay kaşığı limon suyu, aynı ölçüde bal ve 2 yemek kaşığı pastane mayası eklenerek karıştırılır. Oluşan karşımı sivilceli böllgelerinize sürdükten sonra 20 dakika cildinizde bekletin.Bu sürenin ardınan sonra ılık suyla yıkayıp temizleyin.Suna Dumankaya haftada 1 kere uygulanacak bu maske ile sivilce izlerinin yok olduğunu söylüyor.

Zayıflamak İçin


Bir an evvel zayıflamak için uygulanan standart diyetler, metabolizmayı sadece yorar. Oysa kalıcı zayıflık için, metabolizmayı iyi yönetip, dengeli beslenmek gerekir.

Yaklaşan yaz aylarında birer ikişer, herkesin uyguladığı şok, standart gibi çeşitli diyet listeleri yeniden ortaya çıkar.Hareketsiz geçen kış aylarından sonra bir an evvel zayıflamak için, çevremizde hızlı kilo verenlerin uyguladığı listelere cankurtaran sandalları gibi sarılırız.
Listeleri uygulayarak tartılara yansıyan kilo kayıplarını, birkaç ay sonra bir buçuk katı olarak geri alırız. Üstelik aldığımız yeni kilolarımıza, metabolizmamızda oluşan hasarlar da eklenir.
Oysa yapmamamız gereken, kendi metabolizmamızı iyi tanıyıp, onu yönetmeyi öğrenmektir. Yani metabolizmamızın ihtiyaçlarını iyi belirleyip, bu ihtiyaçlara göre dengeli beslenmeli ve aşağıda sayılan diyet hatalarından uzak durmalıyız.
Şok diyetlerle zayıflanabilir mi?
Diyetin amacı, bünyenin dengesini koruyarak zayıflamaktır. Bir an evvel kilo vermeyi amaçlayan şok diyetler ise bünyenin dengesini koruyamadığı gibi, metabolizmanın hızını da yavaşlatır. Yavaşlayan metabolizma, normal yemek düzenine dönüldüğünde verilen kiloların 1 buçuk katını geri alır. Üstelik karaciğer etrafında toplanan yağlar, karaciğer fonksiyon bozuklukları, lipit profilinde bozukluk (kollesterol, trigliserit, LDL kolesterol, HDL kolesterol gibi…), diyabet, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalığı riskini de artırır.
Şok diyetlerle tartılara yansıyan ilk etaptaki kilo kaybı ise, vücuttaki su ve kas kaybından başka bir şey değildir. Üstelik bu tür diyetlerden vazgeçip, gerçekten kalıcı bir şekilde zayıflamaya çalıştığımızda, yeniden kilo vermemiz oldukça zorlaştırır.
Daha çok güzelleşmek adına yapılan şok diyetler, bir yandan vücutta deformasyona neden olurken, diğer yandan pek çok sağlık sorunlarına yol açar. Asansör veya yoyo kiloları adı da verilen bu kilo değişiklikleri; vücudun direncini düşürür, hastalıklara yakalanma riskini artırır. Şok diyetlerle zayıflamaya çalışan kişilerde; saç dökülmesi, adet düzensizliği, libido kaybı, anksiyete, hipoglisemi ve tansiyon düzensizliklerine oldukça sık rastlanır.
Herkesin metabolizması farklıdır. Kişi, kendi metabolizmasına uygun, sağlıklı bir beslenme planı oluşturmalıdır. Bu planı uygulayabilmek için, uzun süreli ve yaşam tarzını değiştiren yeni alışkanlıklar geliştirmek gerekir. Yeni beslenme alışkanlıkları, sıkıcı diyetlerden kurtulmayı sağlarken, dilediğiniz zaman dilediğiniz besini tüketme lüksünü de kazandırır.
Sağlıklı beslenme programı başlangıçta zor gelebilir. Fakat zaman içinde metabolizmanızın bu programa alıştığını, hatta kaçamak yaptığınız zaman ilk itirazın metabolizmanızdan geldiğini göreceksiniz.
Standart diyetlerle herkes zayıflayabilir mi?
İnsanlar bir robot olsaydı, tabii ki standart diyetlerle zayıflanabilirdi. Ancak insanlar robot olmadıkları gibi; cinsiyet, yaş, boy, kilo, kan bulguları, hastalıkları ve genetik mirasları da farklıdır. Üstelik buna, beslenme alışkanlığı ve beslenme koşullarını da eklersek, ‘standart’ kelimesi, insanlarla asla yan yana gelemez.
Örneğin normal kilolu bir insana, günde ortalama 8 bardak su içmesi önerilir. Fakat ağırlığı 120 veya 130 kg olan bir bireyin günde içeceği su miktarının 12 bardak olması gerekir. Eğer bu kişi, sırf standart diyet listesinde yazdığı için su içimini günde 8 bardakla sınırlarsa, tehlike çanları çalmaya başlar. Aynı şekilde minyon tipli birisi, günde 12 bardak su içemez, kilolular kadar ekmek yiyemez, porsiyon miktarları bile çok farklıdır.
Dolayısıyla nasıl kişileri standardize edemiyorsak, diyetleri de standart hale getiremeyiz.
Yapılacak diyette, kişinin vücut yağ oranı, kan değerlerindeki şeker, kolesterol, kan sayımı, ailesinin hastalık öyküsü son derece önemlidir. Zayıflamak için sadece bu kriterleri içine alacak bir diyet değil, bir beslenme programı uygulamak gerekir. Bu program aynı zamanda, yaşam tarzını da değiştireceği için, hem daha sağlıklı olmayı sağlar, hem de kilo problemini ortadan kaldırır. Kişiye özel olarak hazırlanan beslenme planı, verilen kiloları da uzun süre korur.
Diyet besinlerin zayıflamaya katkısı var mı?
Günümüzde pek çok besinin tam yağlı, yarım yağlı ve yağsız formları vardır. Tam yağlı olanlarla, yarım yağlı olanlar arasındaki tek fark, birinin kalorisi yüksekken, diğerinin daha düşük olmasıdır. Vitamin ve mineral değerleri değişmeyen bu ürünlerden yarım yağlı olanların tüketilmesi, kandaki yağ seviyesinin ayarlanmasını ve ürik asidin kontrol edilmesini sağlar.
Tamamen yağsız olan diyet ürünlerde ise biraz daha seçici olmak gerekir. Özellikle çocuklarda diyet ürünlerini kullanmadan önce, yarar ve zarar ilişkisine bakılmalıdır.
Yarım yağlı besinler ise tüm çocuklarda gönül rahatlığıyla kullanılabilir. Çünkü değişen sadece kalori ve lezzettir. Vitamin ve mineral kaybı yoktur.
Bu ürünlerde dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da, diyet ve diyabetin ayrılmasıdır. Diyet yazan yiyeceklerin bazılarının kalorisi, tam yağlı olanlarla aynıdır. Arasındaki farkı anlayabilmek için, etiketinden içeriğinde yer alan maddeleri okumak gerekir. Eğer bir ürünün içeriğinde tatlandırıcı varsa, bu ürün daha çok diyabetliler içindir. Diyabetlilerin kan şekerlerini hızlı artırmadıkları için diyet olarak etiketlendirilirler. Bu ürünlerde kalorisi yüksek olan tatlandırıcılar kullanılır. İçeriğinde tatlandırıcı olan diyet ürünler, sadece tip I diyabetli çocuklara verilmeli. Şeker hastası olmayan çocuklar bu ürünleri kullanmamalıdır.
Diyet ürünlerin bir diğer tehlikesi de ‘diyet kaçamakları’na neden olmasıdır. Kalorisi düşük olan bu ürünler, sınırsız tüketime yol açabilirler. Evet, bu besinler, normal besinlerden yüzde 20-30 daha düşük kalorilidir. Fakat bir yerine 2-3 paket tüketilmesi durumunda, kalori eşitleneceği için, kaybedilecek tek şey lezzet olur. Diyet ürünler genel olarak, öğün aralarında açlığı bastırmak veya nefsi köreltmek için kullanılmalıdır.
Posayı fazla tüketerek zayıflanabilir miyiz?
Meyve, sebze, salatalar, kurubaklagiller, kepekli ekmek, tahıllar ve bulgurda bulunan posa, gerçekten de kişinin kilosunu korumaya yardımcı olurken, bağırsak fonksiyonlarını da düzenler. Fakat posayı tüketirken de, kişinin metabolik özellikleri dikkate alınmalıdır. Örneğin kişinin ishal veya kabız olmasına göre alacağı posa miktarı farklıdır. İshal olunan zamanlarda posa miktarı azaltılırken, kabızlıkta posa artırılmalıdır. Aynı şekilde anemi, bazı tiroid hastalarında, ülser, reflü gibi gastroenterit hastalıklarda da posanın sınırlandırılması gerekebilir.
Bununla birlikte posa, et gibi demir içeren besinler ve süt ve süt ürünleri gibi kalsiyum içeren besinlerle birlikte tüketilmemelidir. Örneğin demir kaynağı etle birlikte, kalsiyum kaynağı olan yoğurt birlikte tüketildiğinde, kişi ne demirden yeterince faydalanabilir, ne de kalsiyumdan. Birbirlerinin emilimini azaltan demir ve kalsiyum, vücut tarafından yeterince kullanılmadan dışarı atılır. Aynı durum, posalı besinlerin demir ve kalsiyumla birlikte kullanılmasında da geçerlidir.
İşte bu tür yanlış beslenme alışkanlıklarından dolayı Türk kadınlarının çoğu, anemik yani kansızdır. Bu durumu düzeltmek için, özellikle gelişme çağındaki çocukların metabolik durumlarına göre bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır. Gelişme çağındaki çocuklara fazla posa vermemeli, ancak posanın azlığı durumunda ortaya çıkabilecek kabızlığa karşı da beslenme ve diyet uzmanına danışılmalıdır.
İster çocuk, isterse yetişkin olsun önemli olan, bütün besinlerden belirli ölçülerde tüketmektir. Dengeli beslenme olarak tanımlayabileceğimiz böyle bir beslenme planı kişiyi, karaciğerde büyüme, yağlanma, kemik erimesi, zihinsel fonksiyonlarda bozukluk, diş çürümesi gibi sağlık sorunlarından korur.
Herkes dengeli beslenmeyi öğrenebilir mi?
Herkes, kendi metabolizmasının yöneticisi olduğu zaman, dengeli beslenmeyi de öğrenebilir. Tek bir ürün, tek bir yiyecek, alınan veya verilen kilolardan sorumlu tutulamaz. Çünkü kilo bir bütün olup, bir metabolizma dengesidir.
Eğer siz de metabolizmanızın yöneticisi olmak istiyorsanız işe, neye ihtiyacınız olduğunu, neyin fazla, neyin eksik olduğunu görmek için tükettiklerinizi kaydetmekle başlayın. Böylece “su içsem yarıyor” gibi cümleler kurmaktan vazgeçip, neleri fazla, neleri az tükettiğinizi objektif olarak tespit edebilirsiniz.
Ayrıca kan tahlillerinizdeki bulgularınızı ortaya çıkarıp, inceleyin. Kanınızdaki lipit, kolesterol gibi değerlerin düzeyine bakın. Onlar da metabolizmanız hakkında bilgi verecektir. Son olarak evinizdeki tartınızdan emin olun.
Eğer sonuçlardan memnun değilseniz, o zaman bir beslenme ve diyet uzmanına başvurun. Beslenme ve diyet uzmanı size, metabolizmanızı nasıl yöneteceğiz hakkında bilgiler verecektir. Metabolizmanızı yönetmek ise, hem yaşamınızı değiştirecek hem de çevrenizden eskisinden daha fazla iltifat almanızı sağlayacak.


Etiketler:

Peeling Yapalım


Cildimizi ölü derilerden arındıran, toz ve kirlerin yaşlandırıcı etkisine dur diyen ve cildimize hakkettiği değeri veren bir peeling hazırlamaya ne dersiniz? Evet hanımlar biz her şeye değeriz ve bizim güzelliğimiz bakımlı olmanın kurallarını bilmekten geçiyor. Sizler için bakımlı kadının sırrını sunuyoruz ;)

Peeling Nasıl Yapılır

Bitkisel Seçim
Cildin üst yüzeyindeki ölü deri tabakasını soymaya odaklı yöntemlerden ilki A, C ve E vitaminleri içeren bazı bitki ekstreleri ile uygulanan bitkisel peeling yöntemi. Aşırı hassas ciltler haricinde tüm cilt tiplerine rahatlıkla uygulanabilecek olan yöntem, belirginleşmeye yüz tutmuş çizgilerin giderilmesine ve yüz ovalinin toparlanmasına yardımcı oluyor.
Sitrik asit, retinol gibi güçlü içerikleri barındıran peeling, cilt tipine ve ihtiyacına göre haftada bir kez uygulatılarak istenilen sonucu veriyor.
Alüminyum Tozları İş Başında
Yüzdeki sivilce ve yaşlılıktan güneş lekelerine kadar her türlü leke problemi ve geniş gözenekler üzerinde ciddi etkileri olan mikrodermabrazyon yönteminde alüminyum tozları önemli rol oynuyor.
Cilt iyice temizlendikten sonra, hafif vakum ile alüminyum tozları cilde sürülüyor ve 15-20 dakika bekletiliyor.
Dermabrazyon ve kimyasal peelingden daha yumuşak olan bu işlem sonrasında ciltte geçici bir süre hafif kızarıklık olsa da, uygulamanın etkin kılınması cilt bakımı ile kombinlemekten ve düzenli olarak tekrarlamaktan geçiyor.
Lazerli Gençlik
Amaç cilt gençleştirme olduğunda yaşla birlikte azalmış olan kolajen ve elastin sentezi lazer peeling yöntemi ile önemli seviyede tetiklenebiliyor. Yani yöntemin uygulanabildiği bölgelerde (yüz, dekolte ve el üstü) kolajen ve elastin üretimi arttığından yenilenme oranı da artabiliyor. Fakat dikkat edilmesi gereken en önemli konu uygulama öncesinde ve sonrasında cildin güneşe karşı hassasiyetinin artacağı.
(Sadece güneşe değil, iç mekan aydınlatmalarına da dikkat!) Uygulatacağınız yöntemi tercih etmeden önce bir süre sonra cildinizde kızarıklıkların ve kabuklanmaların olacağını aklınızın bir köşesinde bulundurmalısınız.
Lazer peeling ile ilgili yapılabilecek en doğru şey karar aşamasında dermatoloğunuza görünmek ve cildinizin ihtiyaçlarını tespit etmek olacak. Başarılı sonuçlar almak için ise sizin için uygun görülen programa disiplinli bir şekilde uymanız gerekiyor.

Etiketler:

Havuza girecekler dikkat!

Havuzlar, çok kişinin ortak kullandığı alanlar olduğundan pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor.



Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, insanların farklı salgılarıyla kirlenen ve uygun dezenfeksiyonu yapılmayan havuzların birçok enfeksiyonun bulaşmasına, ayrıca, havuz suyunun dezenfeksiyonu için kullanılan kimyasal maddelerin, suya karışan sabun, şampuan veya güneş yağı gibi maddelerin de önemli sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyledi.
Havuzlar her ne klorlanmış olsalar da enfeksiyon etkenleri çeşitli olduğundan enfeksiyon riskinin tamamen ortadan kalkmadığının altını çizen Kılıç, "Su sirkülasyonu iyi sağlanmamış ve düzenli temizliği yapılmamış havuzlar tifo, hepatit A, ishale neden olan diğer enfeksiyonlar, mantardan idrar yolu enfeksiyonuna kadar birçok hastalığa neden olmaktadır. Havuza giren insanların hijyen kurallarına uymalı havuza girmeden önce mutlaka duş alınmalı, mümkünse ayaklar antiseptikli suyla temizlenmelidir. Kulakenfeksiyonlarını önlemek için kulak tıkaçları, göz enfeksiyonlarını önlemek için gözlük kullanılmalıdır. Deride çatlak, kesik ve sıyrıklar varsa, havuzdan çıktıktan sonra sabunlu su ile temizlenmelidir. Gözlerde konjonktivit dediğimiz kızarma, sulanma ve yanma ile seyreden göz iltihapları olabilir. Konjonktivit mikroplar dışında bizzat havuzun dezenfeksiyonunda kullanılan klor gibi kimyasal maddelere bağlı olarak da gelişebilir. Orta kulak iltihapları görülebilir ve iyi tedavi edilmediğinde kronikleşebilir.

Havuza atlamalar ciddi yaralanmalara neden olabileceği gibi sinüzit gelişme riskini arttırabilir. Başta mantar enfeksiyonları olmak üzere değişik deri enfeksiyonları görülebilir.Genital bölgenin ıslak ve nemli kalması, mantar enfeksiyonları gelişimi için hazırlayıcı bir faktördür. Bu nedenle ıslak mayoyla oturmak çok sık yapılan yanlışlardan biridir. Ayrıca kadın vajinal florasını bozarak normalde bulunan mantarları aktif hale getirerek çoğalmasına ve enfeksiyona neden olabilir. Özelikle ishal, idrar yoluenfeksiyonu, genital akıntısı olan kişilerin havuzları kullanmaları havuz enfeksiyonlarının yayılmasında çok önemli bir etkendir" dedi.

Kılıç, hem kendimizi korumak hem de başkalarına enfeksiyon bulaştırmamak için dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle sıraladı:

"Son bir hafta içinde ishal olduysanız havuza girmeyin.
Havuz suyunu yutmayın.
Çocukları sık tuvalete götürün.
Havuza girmeden önce ve sonra duş alın.
Eğer bir havuzdan mikrop kaptığınızı düşünüyorsanız işletmecilere
 haber verin.
Bazı havuzdan kapılan hastalıkların özellikle gebeler,
 çocuklar ve immün sistemi zayıf kişilerde çok ağır geçebileceğini unutmayın.
Ciltte sıyrığı, kesiği, mantarı ve diğer enfeksiyonları olan kişiler, göz-burun-kulak enfeksiyonu olan kişiler, ishal olan kişiler, bu durumları iyileşinceye ya da geçinceye kadar havuza girilmemelidir.

Lensle havuza girmek doğru değildir. Kontak lensle suya girmek, gözün iltihaplanma ihtimalini artırır.
Havuz suyunun temiz olduğundan emin olmak için şunlara dikkat etmeliyiz:

Temiz bir havuz suyunda havuzun dibi net görülmelidir.
Havuz kenarındaki taşlar yapışkan ve kaygan olmamalıdır.
İyi klorlanmış bir suyun az bir kokusu olur. Aşırı bir kimyasal kokusu sorun olabileceğini gösterir.
Su sıcaklığı 27 dereceyi geçmemeli. Hava ile su sıcaklığı doğru oranlı olmalı, arada fazla fark bulunmamalıdır.
Havuz pompaları ve filtre sistemleri çalışıyorsa ses yaparlar,bu sesi muhakkak duymanız gerekir.
Havuz PH ve klor seviyesi 2 günde bir kontrol edilmelidir (Normal PH=7.2-7.8 arasındadır)".

Etiketler:

Rejim Yapmadan Zayıflama

Tok tutan ve iştah kapatıcı etkisi kanıtlanan özel besinleri yiyerek, rejim yapmadan zayıflayabilirsiniz

Diyet yapmanın en zor yanı, sevdiğiniz pek çok yiyecekten vazgeçmek zorunda kalıp, üstüne bir de iştahınızla baş etmek zorunda kalmanız.

Özellikle iştah kapatıcı etkisi olduğu kanıtlanan özel besinleri rejim yapmadan zayıflamak için denemenizi öneriyoruz. Bu besinlerin vücut üzerindeki etkileri, içeriklerindeki bazı maddeler ve görevleri şöyle sıralanıyor:

Karbonhidratlar: Kepek, buğday gibi tahıl ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur.
İçeriğindeki lifler, sindirim sistemini harekete geçirir. Özellikle kompleks karbonhidratlar insanı tok tutar.

Triptofan: Vücutta serotonin oluşmasında ve hücrelere taşınmasında önemli bir görev alır. Serotonin de iştah hissini azaltır. Özellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunur.

Krom: Vücuttaki insülin dengesini korur. Kan şekerinin düşmesi açlığa yol açar. Krom ihtiyacınızı karşılamak için fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler, brokoli ve tahıl ürünleri yiyebilirsiniz.

Albümin: Can sıkıntısını giderir ve iştahı kapatır. Bu protein, triptofan oluşturarak beyne taşır ve serotonin üretimini artırır. Bezelye, fıstık ve fasulyede bulunur.

Fruktoz: Meyvelerden elde edilen doğal şekerdir. Kan şekeri dengesini kesinlikle etkilemez. Ayrıca yemek sonrası tatlı ihtiyacı duymanızı engeller. Çilek ve bal, fruktozun ana kaynağıdır.

İyot: Tiroit hormonlarının yapımı için gereklidir. Açlık duygusunun gelişmesini engeller. Balık, iyotlu tuz ve soğan, iyot açısından oldukça zengindir.

Tok tutan öneriler
# Karnabaharı ve brokoliyi hafifçe haşlayıp yoğurtla tatlandırın. Bu karışım lif açısından zengin olduğundan, sizi uzun süre tok tutar.
# Salatalığı iyice yıkayın ve kabuklarıyla birlikte ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol dereotu serpin. Kalorisi yok denilecek kadar az olan bu sebze oldukça tok tutucudur.
# 250 gr mor eriği biraz tarçınla haşlayın. Bu meyve fruktoz açısından oldukça zengin olmakla birlikte tatlı ihtiyacınızı da karşılayacaktır.
# 200 gr ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. İçine 100 gr kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur.
# Öğünler arasında acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın. Bir kuru erikte 8 kalori var.
# Bir demet maydanozu blendırdan geçirip sebze suyuyla karıştırın. Bir iki damla acı biber sosu ekleyin ve için. Bu içecek yağ yakımını kolaylaştırır.
# Kırmızı elmayı ince dilimler halinde kesip 1 çay kaşığı kıyılmış ceviz ve yarım çay kaşığı yonca balıyla karıştırın. Bu karışım hem doyurucudur hem de bağırsakları çalıştırır.
# Kahvaltıda armudu rendeleyin ve yulafa katın. Bu karışıma biraz da yoğurt ekleyin. Armudun içeriğindeki fruktoz uzun süre açlık hissetmemenizi sağlar.
# Günü canlı geçirmek için kendinize yulaf ezmesi hazırlayıp içine kuru meyveler katın. Bu, karbonhidrat ihtiyacınızı karşılayacaktır.
# Portakal ve 50 gr ıspanak yaprağından oluşan bir salata hazırlayın. Salatayı 50 gr yağsız yoğurt, bir tutam tuz ve karabiberden oluşan bir sosla tatlandırın.

Ananas
Ananasta, bromelain adlı protein sindirici bir enzim bulunur. Bromelain sindirimi kolaylaştırır, vücudun su tutmasını azaltır, iltihapları giderir, Aşırı trombosit yapışkanlığını önlediği için doğal bir kan incelticidir. Ancak bromelainin kan inceltici ilaçlarla beraber kullanılması tavsiye edilmez. Bazı kişilerde alerjik reaksiyonlar oluşturabilir veya kalp hızını yükseltebilir.

Etiketler:

Erken ergenlik sebebi olabilir

Acıbadem Kadıköy Hastanesi çocuk ve ergen endokrinolojisi uzmanı Prof. Dr. Serap Semiz, erken ergenliğin çocuğun psikolojik sorunlar yaşamasının yanı sıra ileride kısa boylu kalmasına da neden olabildiğini bildirdi.


Prof. Dr. Semiz, yaptığı yazılı açıklamada, çocukların ergenlik başlama yaşının genellikle anne-babanın ergenlik yaşlarına paralellik gösterdiğini belirterek, ancak bazen çocukların erken dönemde ergenliğe girebildiklerini ve bu durumun hem ruhsal hem fiziksel sağlıklarını olumsuz yönde etkilediğini kaydetti.

"ÇOCUKLARINIZI DOĞAL YOLLARLA BESLEYİN"

Erken ergenliğin tek bir nedeni olmadığı için tamamen önlenmesinin mümkün olmadığını aktaran Semiz, ancak çocukların katkılı gıdalardan uzak tutulması, sağlıklı ve dengeli beslenmelerinin sağlanması, aktivitelerinin artırılması, spora yönlendirilmesi ve cinsel uyarılardan korunmasının önem taşıdığını kaydetti.

Semiz, “Aileler, çocuklarında erken ergenlik belirtileri fark ettiklerinde zaman kaybetmeden uzman bir hekime başvurmalıdır. Çünkü erken ergenlik, çocuğun psikolojik sorunlar yaşamasının yanı sıra ileride kısa boylu kalmasına da neden olabiliyor” uyarısında bulundu.

"KİMYASALLAR DA SEBEP OLABİLİR"

Erken ergenliğin, hormonlu yiyecekler ile plastik, deterjan, böcek ilaçları ve endüstriyel kimyasallar gibi dışarıdan alınan maddelerle ilişkili olabildiğini kaydeden Semiz, hızlı boy ve kilo artışı ile cinsiyet özelliklerinin belirginleşmesiyle erken ergen olan çocukların akranlarından farklılaşmasının çeşitli sorunlara yol açtığını vurguladı. Semiz, açıklamasında “Erken ergenlikte yaşanan bir başka önemli sorun ise boy kısalığı. Cinsiyet hormonlarının etkisiyle yaşıtlarından önce hızlı boy atan çocuğun kemiklerindeki büyüme kıkırdakları erken kapanacağı için büyümesi yaşıtlarından önce tamamlanıyor ve final boyu kısa kalıyor” görüşüne yer verdi.

Bu durumda ihtiyaç duyulursa hormon tedavisine başvurulabildiğine dikkati çeken Semiz, genellikle ailelerin çocuklarına hormon verilmesine dair endişeleri olduğunu, oysa bu tedavide kullanılan ilaçların kalıcı etkileri olmadığını belirtti.

Her 8 saniyede 1 kurban

Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde görevli Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, 8 saniyede 1 kişinin sigaraya bağlı hastalıklardan dolayı öldüğünü söyledi.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı'nca “Herkes İçin Sağlık” projesi kapsamında Adapazarı Kültür Merkezi'nde (AKM) düzenlenen “Kalp Krizi Nedenleri ve Önleme Yöntemleri” konferansında konuşan Gündüz, sigaranın insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı.
"ÖNLENEBİLİR ÖLÜM NEDENİDİR"

Gündüz, sigara nedeniyle çok sayıda insanın hayatını kaybettiğini ifade ederek, “Sigara önlenebilir ölüm nedenidir. Her sekiz saniyede bir kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Sigara içenlerin yarısı sigaraya bağlı hastalıklar sebebiyle erken yaşta ölüyor” dedi.

Beslenme alışkanlığının da hastalıklar üzerinde etkisi olduğuna işaret eden Gündüz, iyi ve dikkatli beslenilmesi durumunda hem kolesterol hem tansiyon hem de fazla kilo alımının engellenebileceğini söyledi.

Etiketler:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız